PAPHLAGONIA POMPEIOPOLİS’İ
Pontus Devletinin kralı Mithridates Eupator Roma
genarallellerinin karşısında üst üste yenilgiler almasaydı,
belki Kuzey Anadolu’nun Romanizasyonu daha geç olabilirdi.
Eupator’a karşı nihai zaferi kazanan General Pompeius Gnaeus
Magnus, M.Ö. 65 tarihinde Roma’ya Pontus’la birlikte
Paphlagonia’nın kapılarını da açmıştı.
Paphlagonia Bölgesinin kuzey sınırını Karadeniz (Pontus
Euxenius) oluştururken, güney sınırında ise günümüz
Çankırı’sı antik Gangra (Germonicopolis) yer almaktaydı.
Kıyıların M.Ö. 7. yy’dan itibaren özellikle Miletos kenti
tarafından kolonize edilmesi, buraların erken dönemlerde
Helen unsurlarına sahip olmasına neden olurken, iç
Paphlagonia’da diyebileceğimiz Küre (Pontic Dağlar) Dağları
ile Ilgaz (Olgassys) Dağları arasında kalan Gökırmak (Amnias)
Vadisi M.Ö. 1. yy ikinci yarısına kadar belki de hala II.
Binden kalan Palaların ve 1200’lerdeki Oytys’in ardılı
Traklar’ın kültür ve toplum yapısını korumaktaydı.
M.Ö. 66 yılında sınırsız yetkilerle donatılmış Romalı
General Pompeus Magnus, Anadolu’ya geçerek daha önceden
General Lucullus tarafından parçalanan Mithradetes
ordularının takibine koyulmuş, ve ondan geriye kalan kale
kentleri yok etmek için uğraşmıştır. M.Ö. 63 yılında
Mithradates’in ölümüyle biten savaşlardan sonra, Pompeius
bölgeyi Roma idaresi altında yeniden düzenlemiştir. Bu yeni
düzenleme temelde sivil idareyi yerel yöneticilere bırakıp,
askeri idareyi Roma’nın alması üzerindeydi. Pontus
Bölgesinde bu yeni düzenlemelere uygun olarak 11 şehir
meydana getirdi. Bu kentler Amasrist (Amasra), Sinope
(Sinop), Amisos (Samsun), Pompeiopolis (Taşköprü), Neapolis/Neoclaudiopolis
(Vezirköprü), Magnapolis, Diospolis/Neocaesarea (Niksar),
Nikopolis, Zela (Zile), Megalapolis/Sebasteia (Sivas), ve
Amaseia ya da Abonuteichos/Ionopolis oldukları
düşünülmektedir.

Pompeiopolis (Kastamonu/Taşköprü) general Pompeius’un bu
yeni düzenlemeleri çerçevesinde tamamen bir Roma kenti
karakteriyle kurduğu ve tarih sayfalarında yerini alan bir
kenttir. Bu şekilde düzenlenmeden önce daha eski bir
yerleşimin varlığına ilişkin arkeolojik materyal olarak
bilgi sahibi olunmasa da yazılı kaynaklar bu varlığı bize
işaret etmektedir. Strabon Geographika’sında “ …
Etrafındaki Blaene ve Domanitis oldukça verimli
topraklardır. İkincisinin içinden Amnias nehri geçer.
Bithynialı Nikomedes’in kuvvetlerini Mithiridates Eupator
burada tamamen yok etti, fakat bunu şahsen değil,
generalleri vasıtasiyle yaptı… Ve burada yapılmış bir iskan
olan Pompeiopolis, kent olarak ilan edildi…” (Strabon,
XII,3,40) der.
Amnias Vadisi paleolitik dönemden bu yana verimli toprakları
olması, Anadolu’nun en kuzeyindeki doğu-batı geçişinin
üzerinde yer almasından dolayı sürekli iskan görmüş bir
yerdir. 1945’lerde başlayan prehistorik çalışmalarda
Pompeiopolis kentine yakın alanlar üzerinde Cheullen Kültüre
ait el baltaları, Acheullen ve Musterien Kültürüne ait çift
yüzlü aletler ile üst paleolitik ve epipaleolitik döneme
tarihlenebilecek çakmaktaşı yongalar bize bu durumu
göstermektedir. Genel olarak bölgede saptanabilmiş net bir
Neolitik bulgu olmasa da Amnias (Gökırmak) Vadisinin
paleolitik bulgu veren yerlerinde megalitik kültüre ilişkin
menhirlerden söz etmek de mümkündür.
M.Ö. II. Bin içinde bölge yerleşiği gösterilen Palalar ve
Hitit yazılı kaynaklarına göre bölge üzerine bilgilerimiz
artmaktadır. Yazılı metinlerde geçen “Dahara Nehir Ülkesi”
Gökırmak’ı ve çevresindeki yerleşimleri işaret etmektedir.
Hitit Devletinin yıkılması ile başlayan ve kavimler göçü adı
verilen süreçte daha sonraları Paphlagonia olarak
adlandırılacak bölgeye Thrak kavimlerinin geldiği kabul
görmektedir. Çünkü yazılı kaynaklarda Otys, Korylas gibi
bölge yerel hükümdarları bu isimleriyle Thrak kökenli
olduklarını desteklemektedir.
Paphlagonia ismine ilk olarak Homeros’un İlyada eserinde
karşılaşılmaktadır. Soylu Pylamenes’in Paphlagonların önderi
olduğunu belirten ozandan sonra bölge ile ilgili bilgileri
Herodotos ve Ksenephon’dan ulaşmak mümkündür. İki yazarında
tarif ettiği dünya içinde Paphlagonlar, özellikle savaşa
örme başlıkları, Ksenephon’a göre de Paphlagonia miğferi de
denen, deriden yapılmış, ortasında bir sorguç bulunan ve
tıpkı bir üç kademeli tacı andıran miğferler giyen, küçük
kalkanları, oldukça kısa kargılar, mızraklar ve hançerlerle
katıldıkları, ayaklarında ise bacaklarının yarısına kadar
uzanan kendilerine has bir pabuç giydikleri görülür.
Ksenephon’un “on binlerin dönüşü’nde” ordusuyla bölge
üzerinden geçerken olan konukluğunda ise Paphlagonia Kralı
Korylas Helenlere antik dünyanın ünlü süvarilerini oluşturan
bölgeye has güzel atlar sunduğu, şölenlerde ise yöreye özgü boynuz
kupalarla şaraplar içildiği bildirir.

Bu yazılı kaynaklar haricinde bölge 1. binine ait
bilgilerimiz kaya mezarlarından gelmektedir. Özellikle yine Amnias vadisinde yoğunlaşan bu tarihlere ait mezarlar
içerisinde M.Ö. 5. yy’a ait ve belki yerel kral Korylas’a da
ait olabilecek Kale Kapı kaya mezarı, ve Kastamonu
Merkezinde yer alan ve bu mezardan belki biraz daha erken
tarihli olabilecek Ev Kaya mezarı dikkat çekmektedir. Bölge
kaya mezarlarında mimari ve bu mimariye bağlı sanatsal
üsluba bakıldığında Helen, Phriyg, Pers (Akhamenid) ve yerel
özelliklerin bir arada olduğu da görülebilir. Pompeioplis
kentinin hemen yakınındaki Kale Kapı kaya mezarına
bakıldığında, sütun başlarında boğa protomlarının
kullanılması Pers etkisi iken, mezarın yan yüzeylerinde
görülen alçak kabartmalar hem Helen hem de Greco-Pers üslubu
bir arada göstermektedir. Ya da Amnias vadisinin batı ucunda
yer alan Ev Kaya mezarı alınlığında görülen “pothnea threon”
betimi Phryg etkisinin izlerini taşırken, sütunlu ön
cepheden mezar odasına geçişteki hol yerel Paphlagonia
üslubunu yansıtmaktadır. Bu mezar yoğunluğuna bakarak antik
yazarların işaret ettiği yerel kralların yönetim
merkezlerinin Amnias Vadisi üzerinde ve belki de
Pompeiopolis kenti çevresinde olduğunu söylemek yersiz
olmayacaktır. M.Ö. 547 yılında Perslerin Anadolu’yu işgalinden etkilenen
bölge, M.Ö. 5. yy başlarında Perslere asker ve vergi veren
bir bölge olarak görülürken, bu yüzyılın ikinci yarısından
itibaren başkaldıran ve bağımsız bir siyasi görüntü
çizmektedir. Bu itaatsizlikleri Persler tarafından M.Ö:
380’de cezalandırılsa da, yaklaşık bir 50 yıl sonra Büyük
İskender’in seferinde ülkelerinin işgal görmeden ve vergiden muaf
bir millet olarak kabul edilmeleriyle ödüle dönüşecektir.
İskender sonrasında kimi idareler altına girse de bölge,
genelde bağımsız ve kendi yöneticileri altında varlığını
sürdürdüğü görülür. Bu dönemde çeşitli bağdaşıklıklar kuran Paphlagonia Kralları, son dönemlerinde kral Pylamenes’in
vasiyetiyle bölgede daha önce kurulan ( M.Ö 302 )
Pontus Krallığına vasiyet edilir.
M.Ö. 120 yılında Mitridates V Euergetes’in Sinope’de
öldürülmesi, ve Roma’nın olaylara müdahale ederek Pontus’u
Asia eyaletine dahil etmesi bölge üzerindeki romanizasyonun
başlangıcı olarak görülebilir. Mitridates V’in oğlu
Mitridates VI Eupator Roma’nın bu hareketini bir saldırı
olarak algılayıp, Karadeniz’in dağlarına kaçarak
saklanmıştır. Sonrasında Karadeniz’in kuzeyindeki
barbarlarla savaşarak geçiren Eupator, Anadolu’ya dönüşünde
yanında Hellenlerin Roma’dan kurtuluş ümidi olarak
tanımlanan bir prestijle girmiştir. Roma’ya büyük kin
besleyen Pontus kralı ilk olarak Paphlagonia’yı işgal eder
ve ardından Galatia üzerinden M.Ö. 96 yılında Kapadokia’yı
ele geçirir. Bu son işgal üzerine Roma Sula yönetimindeki
bir orduyu Eupator üzerine gönderse de, Pontus kralını
bulamayan ordu savaşmaksızın geri dönmek zorunda kalır.
İlerleyen zamanlarda, müttefiki Bythinia ile ilişkileri
bozulan Mitridates Bythinia ile birlikte bütün Küçük Asya’yı
eline geçirir.
M.Ö. 85 yılında Sula idaresindeki Roma ordusuna yenilen
Mitridates VI, daha sonra M.Ö. 70 yılında Lucullus’a
yenilir. Ve ardından gelen Pompeius Magnus Eupator’dan arda
kalan tüm kale ve birlikleri yok ederek Paphlagonia ve
Pontus’un kapılarını Roma’ya sonsuza kadar açma fırsatı
verir.POMPEİOPOLİS’İN KENT OLUŞU ( ROMALI
POMPEİOPOLİS )
Pompeius Magnus’un M.Ö. 65/4 yılındaki düzenlemeleri ile
Bythinia-Pontus eyaleti içinde yer alarak kurulmuş olan
Pompeiopolis, kuruluşu sırasındaki bastığı otonom
sikkelerle güçlü bir Romalı karakteriyle oluştuğu
söylenebilir. Bölgeyi Attalos ve Pylamenes adındaki
yerel yöneticilere bırakan Pompeus’tan yaklaşık bir 20
yıl sonra Küçük Asya idarecisi Antonius Galatia
tethrarkı Kastor’u aynı zamanda Paphlagonia kralı haline
getirir. M.Ö. 31 yılındaki Actium savaşında Paphlagonia
kralları Antonius’u tutmakta iken, Octavianus’un toprak
düzenlemelerinde hiçbir değişiklik yapmayacağı vaadine
karşı saf değiştirmişlerdir. M.Ö. Paphlagonia idarecisi
Deitoros Philadelpos’un ölmesi ya da vasiyeti ardına
Paphlagonia’nın Pompeiopolis’i ve diğer iç bölgeler
tamamıyla Roma idaresi altına girmiş ve Galatia
eyaletine bağlanmışlardır. Nitekim Paphlagonia’nın
önemli kentlerinden olan Pompeiopolis, Gangra ve
Neapolis kentlerinin tarih başlangıcı olarak M.Ö. 6/5
yılını almaları bunu doğrulamaktadır. Bu yeni sistemin
içindeki eyaletin başkentliği Gangra’ya verilmiş, ama
Paphlagonia Bölgesi kentlerinin oluşturduğu meclisin (koinon)
toplantı yeri olarak da Pompeiopolis seçilmiştir. M.Ö. 3 yılında tüm bölge Augustus’a bağlılık yemini
etmeleri, ve bu yeminde Augustus’un bir tanrı ismi
olarak da sayılması bölgenin Romalılaştırılmasında
gelinen noktayla beraber Pompeiopolis gibi birçok
Paphlagonia Bölgesi kentlerinde Augustus tapınakları
ve kültlerinin de kurulmuş olduğunu göstermektedir.
“… Zeus, Toprak, Güneş, tüm tanrı ve tanrıçalar ve
Augustu’un kendi adına yemin ederim ki tüm hayatım
boyunca, sözümde, işimde ve düşüncemde Caesar Augustus,
oğulları ve torunlarına dost olacağıma yemin ederim.
Onların dost olarak düşündüklerini dost olarak kabul
edecek ve onların düşman olarak kabul ettiklerini düşman
olarak kabul edecek, onların çıkarlarına olan şeyler
için ne vücudumu, ne ruhumu, ne hayatımı ne de
çocuklarımı esirgemeyeceğim…”
Bu yazıtın devamında, yazıtın tüm ülkenin (Paphlagonia)
sakinleri tarafından aynı sözlerle Augustus tapınak ve
atlarları önünde aynı şekilde yeminin edildiğini de
belirtmektedir. |